Kişisel

Savur küllerimi!

Boş bomboş… Tüm Tüknenmişliğin kaymebmişliğin boşluğunda.Bir yangının orta yerinde kalmışcasına bir boşluk içinde uyandım.. Bir şiir takıldı gözüme okudum ve ardından yazmaya başladım… Ne yazıcamı hiç bilmeden….

Bugün her zaman kinden farklı bir başka uyandım…

boş bomboş…

Tüm Tüknenmişliğin kaymebmişliğin ardından

 Bir yangının orta yerinde kalmışcasına bir boşluk içinde uyandım..

Bir şiir takıldı gözüme okudum ve ardından yazmaya başladım…

Ne yazıcamı hiç bilmeden….yazıyorum…

 

Dilim zincirlerini kırıp

Bunca zaman sölenmesi gerken onca şey varken susmasının verdiği

Öfkeden olsa gerek.. sölenmemesi geren en acı sözleri sarf etti.

Yakmalıydım tüm gemileri koparmalıydım tüm ipleri

Ne varsa içimde güzel olan ona ve bana dair ölmeliydi .

 

Mesala düşünemiyorum öle inceden inceye

Ağlıyamıyorum, acı hissetmiyorum

ne istediğimi yada neyi istemediğimide bilmiyorum…

Rasgele yaşıyorum hayatı. bir boşluğun içinde.

 

Koparmalıydım tüm ipler telafisi olmamalıydı bu bitişin….

Koparken beni benden ve içimdeki tüm güzelikleri koparsada

koparmalıydım ve kopardım…

İnanmalıydım tüm yalanlara yakmalıydım tüm dorularımı…

En kolyıydı aslında suç suz olanı suçlamak !!!

Tüm gayretimle suçlamalıydım..

 

Yoksa yüzüne bakacam yüzüm! birdaha bakmamalıydın yüzeme!

Kendi içimde bile ”kendimi aklayamazken” nasıl baka bilirdim yüzüne?

Böyle olmalıydı! yada böyle olmak zorundamıydı? gibi laflara yer yok bu sonda

Kendi kalemimle yazmıştım farkında olmadan bu sonu!

Aklındaki sorulara bir cevap bekleme neden niçin diye sorma

Yok işte verecek bir cevabım haklı bir nedenim…

 

Ben boşluğuna düştüğüm duyguların kurbanıyım..!

Aslında çok önceden başlatmıştım bu yangını içimde!

İçimde başlayan yangın yavaş yaşav sardı tüm benliğimi

Geri dönüşü olmayan bu yolda herşeyi yakmadan kurtulamazdım

Yaktım kendimi de güzel olan ne varsa sana ve bana dair…yaktım..

 

Bu yangından geriye sadece küllerim kaldı

Hadi gel… savur küllerimi rüzgara…

Hani çok severdin ya rüzğarda uçuşan saçlarımı

Rüzgarda uçuşan saçlarım misali savur küllerimi rüzgara

 

Müthiş hatalar işlemiştim telafisi olmayan …

Suç bastırmak yok suçlu aramakta yok herşey kabulüm!

Gelmişti kıyamet alametim işte son koptu kıyametim

Ve ben  Öldüm sende…Hadi atın üstüme toprakları

kapansın perdeler üstüme…

 

Asla içimdeki gerçekleri bilemiyceğin bilsende anlamıycağının

Verdiği acıyla yaktım tüm gerçekleri boğdum yalanlara ikimizi

Asla bilemiyceksin bendeki gerçekleri…

 

İşte yanmışlığın ve kaybetmişliğin ardından

Bugün bir başka uyandım boş bomboş

Hiç birşeysiz daha hafif hiç bir şey hissetmiyorum

Acı çekmiyorum mesela öle ince detaylı düşünemiyorum

Anılar yok beynimde boş bom boş…

 

Sadece bir avuç kül kalan benden geriye…

Hadi gel savur küllerimi rüzgara

Rüzgarda uçuşan saçlarım misali dağılsın rüzgarla…

 

işte bu boşluk içinde içimde bişileri kıpırdatıp yazma hissi uyandıran o şiir

 


 

İlginizi çekebilir;  16 yaşında bir genç kız!

Meğer susmak insanın içiyle konuşmasıymış. Geç fark ettim..

“susuşlarımızda sen benim susuzluğunu dindirecek yağmurunu bulamadığımı sandın
ben senin yağmurunu yağdıracak o bulutundum.
Oysaki yağmur bulutta saklıydı bulutta yağmurda.
Susmasaydık bulacaktık”

“Bana bir kere susma hakkı verseydin sana neler söylemeyecektim!
Oysa sen hep payına susmaları aldın
bana ise hep sessizliğin ezeceği vakitlerle savaşmalar kaldı.
Evet! susmak birilerini hep konuşmaya mahkum etmekti.
Ve en çok konuşan en fazla hata yapandı her zaman.

En çok susanın hep haklı kaldığı gibi…
Sessizlikten korkan birine sessizlik dayatmak
(hem de bir lütuf bir armağan gibi) işlenen en haklı suçtu.

Sen tüm suskunlukları kimseye bırakmayacak kadar bencil
herkesi suskunluğuna özendirecek kadar cömerttin.
Sana söylenenlerle sana anlatılanlarla herkesin sırrını bildin
ama kimseye bir şey söylemedin.
Oysa izin verseydin benimde sana söylemeyecek ne çok şeyim vardı.
İnsanları sadece dinleyerek böyle çıplak böyle savunmasız bırakmayı nerden öğrendin?
Başkalarına ait bunca sırrı taşımak seni neden hiç yormadı?
Sen en çok bana sustun; ben en çok sana konuştum.
Sana benzemeye başladığımdaysa bende içimi susarak döktüm.
Yoksa içim dökülecekti.
Susacak hiçbir şeyin kalmadığında ise
içindeki sessiz diyaloglarla benden çekip gittin.
Meğer susmak insanın içiyle konuşmasıymış. Geç fark ettim..

 

Emre Allison

Tam bir teknoloji aşığı, yazılım, donanım meraklısı ve sıkı bir web geliştiricisiyim. Tecrübe ve birikimlerini güncel teknolojik gelişmeler ışığında daha geniş kitlelere ulaştırabilmek adına emreallison.com‘da devam ettiriyorum.

Bir Yorum

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
error: