Kişisel

Hayat Derim Bu Kadina…

İclal Aydın… Hayat Derim Bu Kadina… Boğaz üzerinde saatler süren çekim henüz bitmiş, soğuktan buz kesmiş ayaklarımızı, ellerimizi arabanın kaloriferinde ısıtmaya çalışarak eve zor atmıştık kendimizi. Evin sıcağı yüzümüze vurduğu anda mutlu olduk. Telaşla çıkardık ayakkabılarımızı. Hemen mutfağa gidip su ısıttık. Doğum günümde kıymetlimin uzaklardan yolladığı çiçeklerin şöminenin önündeki yarı kuru yarı canlı yaşam mücadelesi gözüne güzel göründü arkadaşımın.

Sabah olmak üzereydi… Boğaz üzerinde saatler süren çekim henüz bitmiş, soğuktan buz kesmiş ayaklarımızı, ellerimizi arabanın kaloriferinde ısıtmaya çalışarak eve zor atmıştık kendimizi. Evin sıcağı yüzümüze vurduğu anda mutlu olduk. Telaşla çıkardık ayakkabılarımızı. Hemen mutfağa gidip su ısıttık. Doğum günümde kıymetlimin uzaklardan yolladığı çiçeklerin şöminenin önündeki yarı kuru yarı canlı yaşam mücadelesi gözüne güzel göründü arkadaşımın.

 

“Aman” dedi “Ben istemem… Bana kimse çiçek göndermesin” “Niye ki?” diye sordum fincanları tepsiye koyarken… Kapınıza bırakılan çiçek size her şeyi anlatır mı? Ona anlatmış…

 

Sabaha karşı çalan telefonun sesiyle uyanmış. “Kapıyı aç, ben geldim” demiş sevdiği adam. Yataktan fırlamış. Kapıyı açtığında kocaman bir çiçek buketi bulmuş… Merdivenlere koşmuş yalınayak… Bahçe kapısından sokağa fırlamış ama yok… Kimse yokmuş… “Bir kabahati var galiba, bana söyleyemiyor…” diye düşünmüş. Yalınayak merdivenleri tırmanıp, elinde çiçeklerle kapıyı kapadığı anda yer sarsılmaya başlamış. İçeride uyuyan çocuğunu kucaklayıp, telefonunu ve cüzdanını alıp tekrar sokağa çıkmış. Büyük Marmara Depremi yaşanırken aklında hep bir türlü ulaşamadığı sevdiği adam varmış.

 

Dakikalarca çalan telefonu açılmamış. Sonra zaten hatlar da kilitlenince kimseye ulaşamaz olmuş. Çocuğuyla beraber sokakta geçirdiği günün akşamında kızına bir hırka almak için eve girdiğinde kapının önünde bir gece önceki solmaya yüz tutmuş çiçekleri görünce… O zaman anlamış… Sevdiği adam bir başkasına gitmiş… Yedi yıldır hiç unutmamış onu. Unutmadıkça sevmiş, sevdikçe unutmamış.

 

Sabah oldu o bunları anlatırken. “Yahu” dedim “Ne şanslısın. Anlatacak şahane bir hikâyen var. Kim artık eski bir ilişkisini böyle gözü yaşlı bir mutlulukla anlatabiliyor ki?” “Haklısın” dedi… “Ama herkesin yok mudur yarım kalmış bir lokması. Benim lokmamın diğer yarısı hâlâ boğazımda takılı.” Gün doğmuştu biz yataklara girdiğimizde… Zihnimin içinde Nazan Öncel’in eski bir şarkısı; “Biri kalmış, Biri gitmiş, Biri yalnızlığı seçmiş…

 

Bu masal da burada bitmiş… Vay gönlüm vay…”

Daha Fazla Göster

Emre Allison

Tam bir teknoloji aşığı, yazılım, donanım meraklısı ve sıkı bir web geliştiricisiyim. Tecrübe ve birikimlerini güncel teknolojik gelişmeler ışığında daha geniş kitlelere ulaştırabilmek adına emreallison.com‘da devam ettiriyorum.

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
error: